Benim Uzak Yıldızım///Amie Kaufman - Maegan Spooner ~Kitap Yorumu~


Ne zamandır okumak istediğim bir kitapla herkese merhabalar :)
Sorun şu ki kitap bende şok etkisi yarattığı için bir türlü kitabın yorumunu yazamadım. Ama şimdi... Düşüncelerimi toparlayabildiğim kadarıyla bir inceleme yapmaya çalışacağım :/
ARKA KAPAK YAZISI:

O gecenin, devasa uzay gemisi ikarus'taki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve İkarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binbaşı Tarver Merendsen.

Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızların insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir. Lilac da, Tarver'ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadır. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac'ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden, onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.

Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Nefes kesen bilim kurgu üçlemesinin ilk kitabı, Benim Uzak Yıldızım, zaman ve mekân tanımayan sonsuz bir aşkın hikâyesi…
Tepkim <3

YORUMUM:

Öncelikle belirtmeliyim ki giriş kısmı çok güzel, olaylarsa çok hızlı gelişiyor. Bulunduğu dünyayı sayfalarca anlatan, adetlerini, göreneklerini uzun uzadıya yazan bir kitap değil. Aksine kitabı ve olayların geçtiği dünya düzenini sayfaları çevirdikçe, sindire sindire okuyup anlıyoruz. Böylece de konuya hemen giriş yapılmış oldu.

Ben kendi şansımı yaratmayı tercih ederim.

50.000 kişilik bir uzay gemisinden yalnızca Tarver ve Lilac'ın kurtulması her ne kadar berbat olsa da, insanın ayağı bir kere çukura düşmeye görsün! Emin olun felaketler bir zincirdir ve koptuğu yerden itibaren yakanıza yapışması an meselesidir.
Kitapta da aynen bu şekilde oluyor. İkarus'un hiperuzaydan fırlaması ve parçalanmaya başlaması yetmezmiş gibi, kaçış kapsülleri de parçalanıyor. Aslında buna sadece bir başlangıç da denebilir.
Kurtarma gemilerine sinyal de gönderemeyince yapabilecekleri tek şey bulundukları yabancı gezegene uyum sağlayıp, İkarus'un enkazına ulaşmaları gerekmektedir. Tabi yolda gördükleri hayaletlerle ya da duydukları ağlayan fısıltılarla delirmezlerse...

Bence kitapta tam bu noktada başlayıp, normal bir bilim kurgu romanı olmaktan çıktı. Birbirlerinden şüphe duymaları, delirmek üzere olmaları ya da hiçbir şeye mantıklı bir açıklama yapamamaları...
500 sayfalık bir kitap, bir bardak su gibi hemen bitiverdi.
Tarver savaş kahramanı olarak anılan genç ve başarılı bir binbaşıyken, Lilac ise evrenin en zengin adamının kızı. Hatta adeta bir prenses. İkisinin bu kadar farklı olması ya da birbirlerine demediklerini bırakmamaları ise kitabın en eğlenceli yanıydı.

Hem erkek hem de kız karakterin ağzından anlatılan kitapları genelde biraz sevimsiz bulurum. Çünkü yazarı kadın olunca erkek karakterin düşüncelerinin pek iyi aktarılamadığı düşünürüm hep. Nedense Benim Uzak Yıldızım bu tabumu da yıkmış oldu.
Hem eğlenceli, hem beklenmedik, hem gizem dolu hem de bilim kurgu!
Her ne kadar kitabın sonunda ortaya çıkan gizem ben de istenen etkiyi yaratmasa da kitap genel olarak süperdi. 400 sayfa boyunca yaşananlardan sonra sır perdesinin daha cafcaflı aralanmasını beklerdim.
Ne yapalım, bu da kitabın tuzu biberi olsun :)

"Ölü olduğum zamanı hatırlıyorum, Tarver." Yutkunurken nefesim hıçkırık gibi çıktı."İnsan sonunda kendini bekleyen şeyi bilerek, nasıl tekrar yaşar?"
Belki Yunan Mitolojisi'ne ilgisi olanlar bilir ama bilmeyenler içinse kitapta İkarus'un isminden biraz bahsedilmiş, şahsen ben bilmediğim için olaya biraz Fransız kalmıştım. Lilac babasının Yunan Mitolojisi'ni çok sevdiğini, bu yüzden gemiye İkarus dediğini söylemişti. Fakat nedenini açıklamamıştı. Meğer İkarus Yunan Mitolojisi'nde adı çok geçen bir kahramanmış. Kral Minos tarafından babasıyla beraber bir kuleye kapatılmış ve daha sonra babasının yaptığı kanatlarla o kuleden kaçmış. Fakat kanatlar bal mumundanmış  ve babası İkarus'a 'ne çok yüksekten uç, ne de çok alçaktan uç' demiş. Özgürlüğün coşkusuna kapılan İkarus çok yüksekten uçmuş, Güneş'ten kanatları erimiş ve Ege Denizi'ne düşerek ölmüş. (Mutlu son)

2. kitap yurt dışında 'This Shattered World' adıyla çıkmış. Ama GO! Kitap ne zaman çevirir bilemem. Fakat kitabın karakterleri değişiyor. Yani Benim Uzak Yıldızım ile Tarver ve Lilac'a veda edip, This Shattered World ile de Flynn ve Jubilee'ye merhaba demiş olacağız. Tabi Tarver ve Lilac da ara ara kitabın sayfalarında karşımıza çıkacakmış. 2. kitap hakkında da yorumlar güzel ama bakalım Türkiye'de de sevilecek mi?
Serinin 3. ve final kitabının ise 1 Aralık'ta Amerika'da çıkması bekleniyor.

Nice iyi haberlerle, bol bol kitaplarla bir sonraki yoruma kadar görüşmek üzere :) 

0 yorum:

Bana Ulaşın